• Sema Özpekmezci

Duygularımızı Yemek

Şu iki bulut parçası arasına yatıp, şöyle bir oh çekmek isteyenler. İsmimin görseli ile kollarımı açtım, size döndüm.

Zor günler geçiriyoruz. Birbirimizle yine yaraları saracağız. Birçok mesaj aldım, yazdınız. İyiyim, çok sağ olun. Kısa bir sure yüksek irtifaya çıktım, indim. Hayat bu ara hepimiz için zor. Zaten zorlandığımız olaylar yaşarken bir de hepimizin kendi özel zorlukları var. Benim de var. Herkesin baş etme yöntemi farklı. Ben şimdi baş etme yöntemi olarak yemeyi seçenler için geldim.

Haydi bugün itibari ile patlayana kadar, elinize geçeni yemek bitti. Ben döndüm. Sanki size yazmadığım her gün, ipin ucunu bırakıyormuşsunuz gibi hissediyorum. Üstümde her birinizin sorumluluğu var. O yüzden elinizdeki o böreği sakince bırakıp yulaf böreği yapmaya gidin. Hatta ben de yapayım. :)

Biliyorum zorlu duygular yaşadığınızda eller hemen yemeğe gidiyor. Buna iki açıdan bakacağız.

Fiziki olarak doğru şeylerle doymak, fazla yemeyi engelleyen bir şey. Benimle çalışanlar açlıkların nasıl azaldığını bilir. Beslenmenizden şekeri çıkartmak ve tahılları glütensiz bile olsa aza indirmek bunun anahtarı. Tabii bir de yerine sebze eklemek. Bunu İnstagram’daki videolarımda anlattım.

Fiziken tokluk nasıl anlaşılır? Mideniz şişer, kan şekeri yükselmeye başlar, beyne yeterli yemek alindi sinyali gider. Fakat en önemli konu. Biz o sinyali alıyor muyuz? Muhtemelen yemek yerken zihin haberlerde, instagramda, yapılacak işlerde olduğu için almıyoruz. Daha çok yemeye devam ediyoruz.

Artık mide o kadar çok şişiyor ki, beyin bu iste bir tuhaflık var diyor. Bu kadın/adam doydu ama hala yiyor. İçimizde bizden daha akıllı bir sistem var. “Şu an durum tuhaflaştı, midenin bu artık haddinden fazla tokluk hissi rahatsız bir durum verdi” diyor ve bu rahatsızlığı hissetmemek için uyuşturuyor. Ve biz üstüne daha fazla daha fazla yiyebilme kapasitesine kavuşuyoruz ta ki artık midemiz bulanıp ya da çatlama aşamasına gelene kadar.


Buraya nasıl geldik? İlk doyma sinyali almadığımız için. O zaman ne yapıyoruz, yemek yerken zihnimizi tabağımızda, yediklerimizde tutuyoruz. Bir başka durum da yemekle mutlu olmak isteği. Bazen düşünüyorum, su yemeklere gereğinden fazla şey yüklüyoruz diye. Eninde sonunda onlar bizi beslemek, vitamin, mineral, enzim almamızı sağlayan, yasamamız için gerekli fiziksel ihtiyaçlar ama su anda en çok ne görüyorum biliyor musunuz? O besinler yalnızlık gideren arkadaş, sarılmayan koca, iletişim kurmayan sevgili, dile getirilemeyen öfkenin, kızgınlığın dile getirilme şekli. Amaç uyuşmak ve o duyguları hissetmemek. Yukarıda uyuşmanın nasıl olduğunu anlattım. İşte tam da bu yüzden yemek alkol gibi, sigara gibi bağımlılık. Basa çıkamadığımız duyguları görmemek için uyuşmayı tercih ediyoruz. Bir şişe şarap içmekten farkı yok. Sabah uyanıyoruz, aksamdan kalmayız, kendimize kızgınız, bedenimizde aksamın etkileri. Peki o hoşumuza gitmeyen duygular yok oldu mu? Tabii ki hayır. Ne bunu yaratan olay silindi ne de yarattığı duygu. Peki böyle durumlarda yemek yerine ne yapacağız? Öncelikle duygularımızı göreceğiz ve kabul edeceğiz. Onlardan kaçmak veya reddetmek bize bir şey sağlamıyor. Sonra da yemek yerine ne tercih ederime bakacağız. Beni bu hayatta neler mutlu ediyor? Onu seçeceğiz. Mesela beni ormanda yürümek. Bugün cildin gibi yağmur yağsa da gidip yürüyeceğim. Bu denge isini yapmazsak beynimiz hata raporu çıkartıyor. Hep tehdit altında hissedip devamlı ona göre hormon salgılanıyor ama şu anda, şu saniyede tehdit yok. Yaşıyoruz, nefes alıyoruz.

Devam edeceğim. Çok uzadı. Siz bunları uygulamaya başlayın, ben daha çook anlatacağım.


Hepinizi sevgi ile kucakladım.

482 görüntüleme0 yorum