top of page

Boş arama ile 472 sonuç bulundu

  • Allah aşkına bir dilim börek ye, çok güzel yaptım!

    Sağlıklı beslenmeye çalışırken üzerimize üzerimize gelen toplum baskısını ne yapacağız? "Aaaa senin bir şeyin yok, incecik kızsın" diyenlerle, "Yaşın çok genç, yakarsın" diyen teyzelerle, "Bir dilim bir şey yapmaz" diyen arkadaşlarla nasıl başa çıkacağız? Yine bir pazartesi karar vermişsiniz, sağlıklı beslenmeye başlıyorsunuz. "Hayatımdan şekeri, unu çıkartacağım" diye aldığınız kararda ilk 5 gün harika gidiyor, arada dalgalanmalar olsa da idare ediyorsunuz. İyi bir nefis mücadelesi vermişsiniz çünkü işyerinizdeki arkadaşlarınızda herkes kendi yediği ile ilgileniyor. Sonra cumartesi günü en sevdiğiniz arkadaş grubunuz ile buluşuyorsunuz. Evde de olsa aynı, dışarıda da olsa aynı. Siz tabağınıza mercimekli köfte, kereviz salatası, barbunya pilaki, salata koydukça veya cafe’de salata sipariş edince ısrarlar başlıyor. Siz zaten orada "Beni al" diyen börekle veya menüdeki pizza ile içten içe bir savaş verirken, tam böreğin veya pizzanın kazanmasına ramak kalmışken önünden dönmüşsünüz ama birisi o mis gibi kokan tabağı illa önünüze önünüze sürüyor. O gün o böreği tabağınıza koyup yemeniz için herkes elinden geleni yapıyor ve eninde sonunda o börek yeniyor ve "Ben bu işi beceremeyeceğim" diye oluşan bir motivasyon kaybı ile eski hayatınıza geri dönüyorsunuz. Bu hikaye size tanıdık geldi mi? Çok kişinin başına geliyor. Bu savaştan kazanarak çıkmak için neler yapmak gerekiyor peki... Öncelikle sağlıklı beslenmeyi neden istediğiniz burada çok önemli. Şayet bir nedeninizin, hedefiniz, ulaşmak istediğiniz bir şey olursa önünüze dağ gelse sizi deviremez. Hedefiniz kendinizi enerjik hissetmek olabilir, kullandığınız ilaçlardan kurtulmak olabilir, gaz ve şişkinlikten kurtulmak olabilir, mevcut sağlığınızı korumak olabilir (ki bu en güzel neden bence), cildinizin parlama isteği olabilir, o 36 beden kota girmek ve bir daha hiç çıkmamak olabilir, olur da olur. Nedenler çok fazla. Şayet bu nedeni çok fazla istiyorsanız kimse size istemediğiniz bir şey yediremez. Şayet yediyseniz de demek ki o hedefi gerçekleştirmeyi o kadar da çok istemiyormuşsunuz. Bir de bu açıdan bakarsanız, kendi tutku seviyenizi 1’den 10’a kadar bir puanla değerlendirirseniz belki kendinize daha rahat ayna tutmuş olursunuz. Tutkunuz 3 ise, isteğinize daha fazla odaklanmanızı öneririm. Bir de şu durum var. Belki o kadar ısrar edilmeseydi, siz kendi içinizdeki savaştan zaten galip geliyordunuz. Böyle olduğunda da sorun bizde değil, ısrar edenlerde çünkü onlar bunları yediği için, sizin de aynı kervana katılmanızı istiyorlar. Kötü niyetle değil ama bence yaptıkları yaramazlıkta yalnız kalmak istemiyorlar ve kendilerine suç ortağı arıyorlar. Suç ortağı olmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Bunu da bir kez düşünmek sizi o böreğe el uzatmaktan geri çevirebilir belki. İlk başlarda biraz zorlansanız da şayet siz yemeklerde kendinize göre seçimler yapmaya devam ederseniz, size uzatılanlara hayır derseniz, bir süre sonra etrafınız da zaten size alışacak. İnanın 2-3 seferden sonra ısrar etmeyip, Merve zaten onu yemez diyecekler. Hatta ve hatta biraz daha ilerleyince etrafınız bile size uyum sağlayacak, sağlığı, şifayı yaymış olacaksınız. Sizin olduğunuz ortamlarda daha sağlıklı yemeklerin hazırlandığını göreceksiniz. Ben bunu birçok danışanımda da kendimde de o kadar çok yaşadım ki. Sağlıklı beslenme ışığınızı yavaş yavaş etrafınıza yayıyor olacaksınız. Ondan sonrası zaten çok kolay olacak, su gibi akacak. Bir bakmışsınız hedefleriniz gerçekleşmiş, hatta ısrar edenler bile unu, şekeri bırakmayı konuşur olmuşlar... Olur mu olur... Herkese sağlıklı, mutlu ve şekersiz günler dilerim.

  • Diyetsiz hayat! Bu kural sağlıklı beslenmede kurtuluşunuz olabilir!

    Biri aynen şöyle yazmış... "Gezmeler, eğlenmeler bitti, şimdi sıkıcı sağlıklı beslenme hayatıma geri dönebilirim". Bunu okuyunca aslında bayağı üzüldüm. Sağlıklı beslenme, insanın böyle yüreğini daraltan bir şey olursa, nasıl sürdürülebilir ki. İnsanoğlu zevk almadığı hiçbir şeyi uzun süreli yapamaz. Bu yüzden de çoğu kişi 2 ay hapisteymiş gibi yaşayıp, kendini her şeyden soyutlayıp diyet yapıp, istediği kiloya inip, sonra normal hayatına geri dönmek istiyor. 2 ayın sonunda hedef kiloya ulaşılınca gelsin pideler, gitsin tatlılar, hooop her şey başladığımız noktaya, hatta daha da istemediğimiz bir noktaya dönmüş oluyor. Hal böyle olunca da hep bildiğimiz al-ver döngüsünden kurtulamıyoruz ve ayrıca sağlığımızda da düzelme olmuyor veya sağlığı korumak için bir adım dahi atmamış oluyoruz. Bir bakıyoruz ki elimizde daha da fazla bozulmuş bir metabolizma var. Biliyorum, hepimizin canı pizza istiyor, hamburger istiyor. Sağlıklı besleneceğiz diye cenderede mi yaşayacağız? Tabii ki hayır. Bunun tek bir çözümü var. Denge kuracağız. Hayatımızın her alanında olduğu gibi bunda da denge kurmak en önemli şey. Peki bu dengeyi nasıl kuracağız? Genelde bu 80/20 uygulanıyor ama ben sağlık açısından 90/10 yapılması taraftarıyım. Bence modern ve sosyal hayatta sağlıklı beslenebilip, bundan zevk alabilmenin en güzel yolu bu. Kural çok basit. Hayatımızın %90’ninda iyi beslenmek, %10’da da zevk aldığımız, belki dışarıda bir pizzanın, bir sütlü tatlının veya 1 kadeh şarabın keyfini çıkartmaktır. Hesap çok basit. Eğer günde 3 ana öğün yiyorsanız, haftada 2 tane ana kaçamak öğünü yapabilirsiniz. Bunu tabii ki sağlığınızda her şeyin yolunda olduğunu düşünerek, genel anlatıyorum. Kendimden örnek vermem gerekirse, benim kaçamaklarım genelde şöyle oluyor. Diyabet geçmişim olduğu için şekeri istisnasız yemiyorum. Yani ödül veya kaçamakta da yok ama cumartesi akşamı bir porsiyon sushi veya pazar akşamüstü arkadaşlarla dışarıda bir yemekte 1-2 kadeh şarap benim kaçamağımdır. Beslenme şeklinize göre bunu zevk aldığınız şeylerle siz şekillendirebilirsiniz. Burada önemli olan %10’luk kısmın yapıldığı anda bitmesi ve bir sonraki öğünde normal düzende devam etmektir. Biz zaten %90’nda temiz beslenirsek, vücudumuz %10’luk kısmı tolere edecektir. Bu %10’luk kısımlarda da kontrolü kaybetmemek için önerim, normal beslenmenizde canınızın istediği şeylerin sağlıklı versiyonlarını yapmaktır. Böylece sağlıklı beslenmenizde yani %90’lık kısmınızda zevksiz bir hayatınız olmayacaktır. Örneğin; kurabiye, kek, börek gibi aklımızı çelen yiyeceklerin sağlıklı versiyonlarını da yapıp, normal rutinimizde bunları yersek, kaçamak kısmında lastiği patlamış kamyon gibi kendimizi yokuştan aşağı bırakmayız. Zaten sağlıklı versiyonları ile belli oranda nefsimizi köreltmiş olacağımız için, kaçamaklarımız bile daha kontrollü olacaktır. Ayrıca bir fanus içinde yaşayıp, bu zevkleri almamanın psikolojik etkileri de çok daha fazla. Ruh mutlu olmadıktan sonra bedenin mutlu olması mümkün değil. Bu yüzden sağlıklı beslenmeyi de takıntı haline getirmeden, kendimizi mutlu ederek yaşamak, hem bedenimizi hem de ruhumuzu iyileştirecektir. Herkese sağlıklı,mutlu ve şekersiz günler dilerim.

  • Her Şeyi Güzelleştiren Sos

    Size harika bir sos anlatıcam. Pesto sosun kardeşi. Bunu fazla hazırlayıp buzdolabında tutuyorum. Her şeye çok güzel bir tat katıyor. Herhangi bir buharda haşlanmış sebzeyi bununla 2 dakika tavada çeviriyorum, efsane bir yemek oluyor. Sosa o kadar bayılıyorum ki, bazen de içine yumurta kırıyorum Aranızda yumurta sevmeyen varsa kesinlikle denesin derim. Ben 35 sene yumurta yemedim, daha 5 senedir yiyorum ama şöyle bir karışım olsa kesin yerdim. Bizim yulaf böreğinin içine 1 kaşık eklemekle şenlik oluyor şenlik. Seçenekler sınırsız. Bunu 2 dakikada hazırlayıp kavanozda buzdolabında saklayın derim. Her yola gelir :) 1 avuç maydanoz 1/2 limon suyu Çok az rendelenmiş peynir, sert peynirler daha iyi oluyor ama her peynir olur. 1 diş sarımsak (belki bu sonradan eklenebilir, kahvaltılık tarifte istenir mi emin değilim) 1 küçük avuç ceviz 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve kıvam alacak kadar su Rondonun görüntüsü yukarıda.. Yani hazırlamak 2-3 dakika. Biizzztt ve hazır. Siz de başka fikirlerle yapar kullanırsanız, bana yazarsanız harika olur. Ben en çok buharlanmış ve sote sebzelerde kullanıyorum. Sebzeyi başka bir noktaya taşıyor. Herkese afiyet olsun. Sevgilerimle, Sema.

  • Bedeninizle İletişimde Kalmak

    Daha önce bedenle irtibattan bahsetmiştim. Bedene neden bu kadar önem veriyoruz? Çünkü her türlü duygunun karşılığı bedende. Sinirlenince bedeninizde olanları düşünün. El ayak titremesi, terlemesi, kalp çarpıntısı, sırttan akan soğuk bir ter, gözlerin açılması, beyne doluşan hareket. Başka bir duyguya geçelim. Sevinince bedeninizde olanları düşünün. Arzu duyunca, kıskanınca, mutlu olunca, sevinince. Bunlar hepsi bedende karşılık bulmuyor mu? Peki o zaman bedenle, duyguları nasıl ayırabiliriz? Kediler korkunca, tehdit hissedince tüylerini dikip, yükseliyor. Köpekler sevinince kuyruklarını sallıyor. Bunların hepsi evrendeki tüm canlıların duygularının bedende karşılık bulması sonucu oluyor. İşte bu yüzdendir ki kendinizi, duygularınızı tanımak için bedenle irtibata geçin diyorum. Biz MBSR’da bunu farklı egzersizler ile yapıyoruz. Zaten MBSR’ın dünya çapında bu kadar başarı elde etmesinin sırrı da buradan geliyor, sadece özümüze dönüyoruz. İnsan olup unuttuğumuz şeylere. Her gün ama her gün istisnasız 10 dakika oturup bedeninize bakın, neler oluyor. Duyguları algılamanın farkındalığı bedene yönlendirmekle oluyor. Mesela çok kızdığınızda bedeninizde olanları yakaladığınızda zamanla kızgınlık zihinde belirdiğinde onu daha kolay yakalamamızı ve tepkimizi seçmemizi sağlıyor. Başımıza açılan tüm işler kontrol edemediğimiz tepkilerimizden çıkmıyor mu zaten? Size iyi bir haberim var. Beyin eğitilebilir, spor yapmak gibi ama yerinizden kalkmanıza gerek de yok hahahah. Bu haberi sevdiniz değil mi? Anlatacağım. :) Peki beslenme ile bağlantısına gelirsek…Duygusal yeme, en çok gördüğüm şey. Nedeni, duygularımızın bedende açtığı tepkileri görmeme, yok saymak ve yemek ile bunları bir güzel sıvamak. Sonra üstüne şişmek, pişman olmak, yine bedeni görmeyip tekrar tekrar yemek, kendinize kızmak gibi bir kısır döngü. Sevgiler, Sema Özpekmezci

  • Patlıcanlı Pide

    Resmen pide gibi oldu ve böyle olacağını hiç tahmin etmeden sadece patlıcanları değerlendirmek için yola çıkmıştım. Her aşamasını aşağıda fotoğraflarda görebilirsiniz. 1 kâse daha önceden zeytinyağı ile fırında 170 derecede 20 dakika pişirdiğim patlıcanlar (sote de olur) 4 yemek kaşığı karabuğday unu 2 yumurta (glütenli un kullanırsanız 1 yumurta yeter hatta yumurtasız bile olur) 1/4 çay bardağı süt 1/2 çay kaşığı kabartma tozu Önce hamur kısmını çırptım, hazırladım. Sonra patlıcanları ekledim. 24 cm çapında döküm tavamı sade yağ ile yağladım ve karışımı döktüm. Üstüne de azıcık 1 çay kaşığı kadar yağ gezdirdim. Ocakta pişirdim. Üstü göz göz olunca, kızarması için ısıtmış olduğum 180 derece fırına gönderdim ve 10 dakika kadar da orada kaldı, kızardı. Döküm tava kullanmıyorsanız karışımı direkt bir fırın kabına döküp tamamen fırında da pişirebilirsiniz. Ben süreci hızlandırmak için böyle yaptım. İnanılmaz güzel oldu. Herkese şimdiden afiyet olsun. Sevgilerimle, Sema

  • Yeterli Hissetmemek

    Yeterince iyi hissetmemek. Çağımızın en büyük sorunlarından biri. Kendimizi yeterince iyi bir anne, eş, evlat, çalışan vb. olarak göremiyoruz. Devamlı kendimizi eleştiriyoruz ve yetersizlik hissi içimizi yiyor. Bu, sağlıklı beslenme çabamızda da aynı. Sosyal medya ve çok fazla bilgiye erişim imkânı bünyelerimizi bozdu. Örneğin ben her gün 16-18 saat oruç yapıyorum ama hafta sonu dengem bozuldu. Constantinos buradaydı ve akşam onunla kuru yemiş atıştırdım. 1 tane de muz yedim. Hiç adetim olmayan şeyler. Hele ki akşam meyve yemek. İçimde kendini yargılayan Sema hemen başladı konuşmaya. “Orucu bozdun, bu saatte bunlar yenir mi” Kendime yüklendiğimi fark ettiğim an, “1 saniye dur” dedim. Sen akşam yatmadan süt içip ananas yediğin halde diyabeti alt etmiş insansın! O zaman bu bilgilere erişim yoktu. Hatta bu bilgiler de yoktu ve gece şekerim düşmesin diye süt içip meyve yiyip yatardım, su anda korkuyla baktığım bu sisteme. Sonuçta iyileşmedim mi? İYİLEŞTİM. E o zaman neden kendine bu kadar yüklenmek? Çünkü çok fazla bilgiden. Hep mükemmeli arama sevdamız bizi yoruyor, yollarımızdan saptırıyor. Her zaman ama her zaman söylüyorum. Bizim amacımız “en iyiyi” yapmak değil. Zaten en iyi kime göre, neye göre? Bu çok değişken. Bizim amacımız elimizdeki “daha iyi” olanı seçmek. Eninde sonunda gece baklava yemedim, 1 tane muz yedim. (Bakınız burada şairin canı baklava istemiş. 🙈) Yandık bittik mi, hayır... Sadece rafine şekeri, paketli gıdaları, rafine tahılları bırakarak bile iyileşmek/sağlıklı beslenmek mümkün. Hatta asıl anahtar burası. “Yok sebze suyu içemedim, yok antin kuntin tarif yapamadım, bilmem ne tozu kullanmadım, eliminasyon diyeti yapamadım, 16 saat oruç yapamadım” diye sağlıklı olamayacağız değil. Bunların hepsi makyaj. Doğaya dönüp, doğanın bize verdiği besinleri tükettiğimizde zaten 10-0 önde başlıyoruz. Haydi elimizdekinin daha iyisini seçmeye çalıştığımız harika bir hafta olsun. Sadece beslenmede değil, her şeyde. İşte, alışverişte, ilişkilerde, aşkta... Hayatin her kısmında. Mükemmel olma çabası içinde boğulmayalım. İnsanız ve yaptığımız her seçim, aldığımız her karar bizim. Herkese mutlu haftalar. Sevgilerimle, Sema.

  • Dikkatimizi Eğitmek

    Size günde 15 dakika ‘’oturmanın’’ faydalarını anlatmak istiyorum. Sadece oturmak... Alengirli sözlere, eşyalara, ortamlara gerek yok. Beynin, eğitilebildiğinden ve bunun için hareket bile etmenize gerek olmadığından bahsetmiştim hatırlarsanız. :) ''Yapmamak tüm yapılanları mümkün kılar’’ Lao Tzu Adım adım anlatacağım... Başlangıç : Her gün 10 dakika SADECE OTURMAK ve nefesinizi izlemek. Nörobilimin en etkileyici isimlerinden olan Richard Davidson ve Jon Kabat Zin’in araştırması dikkat çekiyor. Araştırma iş dünyasındaki biyoteknoloji şirketi çalışanlarına yapılıyor. 8 haftalık farkındalık eğitimi sonrası anksiyetelerinde ciddi bir düşüş yaşanıyor. Deneklerin beyinlerindeki elektriksel aktivite, beyinlerinin olumlu duygular ile bağlantılı olan bölgesinde aktivitede ciddi bir artış göstermişti. En şaşırtıcı sonuç, deneklerin bağışıklık sistemleri ile ilgiliydi. Çalışmanın sonlarına doğru deneklere grip aşısı yapıldı. Meditasyon grubunda olan deneklerin bağışıklık sistemi aşıya karşı daha fazla antikor üretti. Yani 8 haftalık farkındalık eğitiminden sonra denekler hem daha mutlu, hem de bağışıklık sistemleri büyük oranda güçlenmişti. Bu araştırma turuncu giysili manastırda yaşayan insanlara yapılmadı. :) Amerika’da stres yüklü iş dünyasında çalışan insanlar üstünde yapıldı. Sadece 8 haftada beyninizde çok fazla şey değişebiliyor. Yaptığımız şey dikkatimizi eğitmek. Yine bir araştırma, uzun süre meditasyon yapanların daha yüksek oranda gama beyin dalgası ürettiğini tespit etti. Gama beyin dalgaları güçlü bellek, öğrenme ve algılama kapasitesidir. Mutluluk durumunda görülürler. Daha da güzeli, zihinsel kaslar güçlendiğinde sakinlik, haz, netlik duygusu günlük yaşamınızın her anına sirayet eder. Yine spordan örnek vereyim. Sporda kaslanınca, spor yapmadığımız anlarda da kaslarımız nasıl bizimledir, bu da aynı. Artık beynin o kası güçlendikten sonra bütün gün bizimle aktif olarak devam ediyor. Tek yapacağınız sadece oturmak. Oturun ve gelip giden nefesinizi takip edin. İşte meditasyon denen şey aslında, özünde bu kadar basit.

  • Haşhaşlı Tava Keki

    Canım günlerdir haşhaşlı tava keki istiyordu ve eve gelir gelmez yaptım. Benim en sevdiğim kahvaltılardan biri bu. Haşhaşlı çörek sevdamdan çıkmıştı hatırlarsanız, sonra bir çoğunuzun gözdesi oldu. İnanılmaz da tok tutuyor çünkü hindistancevizi unu yüksek lifli, düşük karbonhidratlı. Yani tam benim bebeğim. Ama siz istediğiniz unla yandaki kıvama sadık kalarak yapabilirsiniz tabii ki. Eğer hindistancevizi unu kullanmaz, başka unla yaparsanız, 1 yemek kaşığı kuru hindistan cevizi eklemenizi öneririm. 🥥 2 yumurta 1 yemek kaşığı  hindistan cevizi unu 2 yemek kaşığı haşhaş ezmesi Çay kaşığı ucu ile karbonat ve 2-3 damla limon ya da kabartma tozu Hepsini karıştırdım. Zeytinyağı ile hafif yağladığım pancake tavasında önlü arkalı, ağır ağır,  altı kısık olarak pişirdim. Hindistan cevizi unu kullandığınızda  içinin ıslak kalmaması için kısık ateşte pişmesi önemli bir detay. Üstüne  tahinle sabah sabah dans ettim,  ikisini  yedim, geriye iki tane  kaldı. Çok tok tutuyor. Bunun içine hurma, kuru kayısı veya kuru üzüm koyarsanız da kek gibi olur :) Herkese güzel günler. :)

  • Maş Fasulyesi Ekmeği

    İşte karşınızda çok güzel olan maş fasulyesi ekmeğimin tarifi! 3/4 su bardağı maş fasulyesi, geceden suda bekledi. Şişmiş hali ile 2 su bardağı yaptı. 1 su bardağı su ekledim ve rondodan çektim. Cıvık oldu, 3 yemek kaşığı öğütülmüş keten tohumu ekledim. Keten tohumu yerine dilediğiniz un da olur. Aşağıda kıvamı var. Kıvama göre ayarlayabilirsiniz. Un eklemek istemezseniz suyu 1/2 su bardağı koyarsanız o da olur. Bizde çözümler bitmez. :) 2 yemek kaşığı zeytin ezmesi ekledim. Mecburi değil tabii. Evde bitsin diye koydum ben, çok yakıştı. 2 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz ve kimyon. Dilediğiniz baharat olur. 1/2 çay kaşığı karbonat, 2-3 damla limon ile köpürttüm. 1/2 çay kaşığı kabartma tozu da olur. Karışımı fırın kabına döktüm. Bu kap sanırım 15-16 cm uzunluğunda. Susamla süsledim. 160 derecede içi pişene kadar (sanırım 35-40 dakika) turbo/fanlı fırında pişirdim. Tadı gerçekten çok güzel oldu ve ayrıca da çok doyurucu. 3 gün yetti bize. Haydi maşları ıslatmaya. Aynı tarif kırmızı veya sarı mercimekle de olur. İçine kekik, kuru domates de çok yakışır. Herkese mutlu günler.

  • Neden Üreyemiyoruz?

    Konu o kadar özel ki ne görsel seçeceğimi şaşırdım. Umarım çok kişiye ulaşır ve faydası olur. Bilip de susamadığım günlerden biri. Instagram'dan çok kişiye ulaştı ama bu konu burada da dursun istedim. Aranızda beni çok önceden beri takip edenler, ailem gibi olanlar hatırlar. Ilk kez bir tüp bebek merkezine (TBM) gittiğimde hayatımın şokunu yaşamıştım. Ben hep sanıyordum ki TBMleri 40 yaş çiftlerle dolu. Gidip, orada 1 saat vakit geçirince ve bekleyenlerin, işlem yaptıranların benim gözümde daha çocuk diyebileceğim çiftler olması ile şok olmuştum. Yaş ortalamaları 25-28. Bu gencecik çocuklar neden doğal yolla hamile kalamıyordu? TBM’lerinde ne işleri vardı. Bu arada benim sorunum tamamen fiziksel bir şeydi, yapılan yanlış bir operasyonda rahim duvarım hasar görmüştü. Bir daha hiç kalınlaşmaz denirken, şu anda maşallah normal kalınlığında. O zamanlar bu işlere çok kafa yormuştum. Fonksiyonel Tıp’a da yeni giriyordum. Zaten Fonksiyonel Tıp okumamda bu kendi özel sorunumun da etkisi büyük olmuştur. Geçenlerde en yakın arkadaşım beni arayıp ‘’Semoşum hamile kalamamanın beslenme ile ilgisi var mı’’ deyince, bir dakika dedim. En yakın arkadaşım bana bunu soruyorsa hala beni takip edip bilmeyen binlerce kişi vardır. Sizlerden çok rica ediyorum, bu bilgiyi ihtiyacı olacağını (hamile kalamayan, regl sorunları yaşayan, pmsten bıkan, PCOS olan ve kilo fazlası ve tiroid/insülin direnci olanlar, aslında tüm insanlık. Bence hahah) düşündüğünüz tüm etrafınızla paylaşır mısınız? Çabalayan insanları görünce çok üzülüyorum. Onun psikolojisini o kadar iyi biliyorum ki. Neden üreyemiyoruz? Çünkü bedenlerimiz bozuldu. GDO’lu gıdalardan, yüksek şeker/karbonhidratlı/koruyucu maddeli gıdalardan, fazla ve genetiği değişmiş glutenden, tarım ilacından, yönetilemeyen stresten, yüksek endişelerden, bozulan ilişkilerden, sadece hamile kalabilmek için yapılan sevişmeden, birbirini dinlemeyen eşlerden, kokusunu, tadını, zevkini, bakışını göremediğiniz eşten, bedenimizle irtibatı kesmekten, onunla kopmamızdan… 25 yaşında bir çift nasıl hamile kalamaz? Biliyorsunuz milyonlarca hücreden oluşuyoruz. Bu hücrelerin enerji üretebilmesi için, bağırsakların doğru çalışıp sinir sistemi vasıtası ile beyinle irtibatta olabilmesi için, hormonların doğru salgılanması için, tüm parçaların iyi çalışabilmesi için doğru beslenme 1. koşul olarak şart, sonra diğer anlattıklarım. Zaten hepsi çember.  Hamile kalamamaların nedenleri, tiroid sorunları, PCOS-bunun yanında gelen insülin direnci ve bir de ‘’adlandırılamayan fertilite sorunları’’ olarak geçiyor. İşte bu adlandırılamayan %70’lik kısım bu anlattıklarım. Öncelikle şu konuda anlaşmamız lazım. Bu sadece kadınların sorunları değil. Lütfen bunun stresini, üzüntüsünü tek başına üstünüze almayın. Ben o zamanlar bu konular ile uğraşırken bana o kadar özel mesajlar yazmıştınız ki. Hep birlikle sizlerle ağlamıştım. Bunu lütfen kendinize yapmayın. Adı üstünde çiftleşme, iki kişi ile olur. Eğer erkek spermindeki pestisit kalıntısı %10’dan fazla ise sperm zaten otomatik olarak dölleyemiyor. Zehir taşıyor aslında. Veya aşırı hayvansal ürün tüketimi. Ulaşabildiğimiz etler ve süt ürünleri hep hormonlu. Bu yapay hormonlu gıdaları kendi bedenimize alıp, nasıl bizim bedenimizin doğru hormon salgılamasını bekleyebililiriz? Defalarca tüp bebek denemiş, artık vazgeçmiş, sonra 3 ay glutensiz/şekersiz/süt ürünsüz/organik/bitkisel ağırlıklı beslenip doğal olarak hamile kalanlar çiftlerin sayısı inanın çok fazla. (Tabii fizyolojik bir sorun yoksa) Vajina genel olarak asidik bir ortam. Sperm de ph'ı nötr ortamda canlı kalıyor. Yumurtlama zamanı kadın salgıladığı bir sıvı ile, rahmini alkali tutup, spermin yaşaması için ortam yaratıyor. Fakat kadın vücudunu fazlası ile asidik ise (şekerden, glutenden, alkolden, süt ürünleri ve paketli gıdadan) salgıladığımız o sıvı, spermin yaşaması için yeterli olmuyor. Normal doğamızda bu kadar asidik değildik çünkü ve o sıvı kendi işini yapıyordu. Mekanizma aslında müthiş çalışıyor ama dışarıdan bozmazsak. Kadın bedeninin de alkali olması lazım ki sperm canlı kalsın. Her gece binlerce yeni hücre üretiyoruz. Ben ameliyat ile, insan eli ile hasar verilmiş rahim duvarımı bu şekilde kalınlaştırdım. Bol sebze suyu (her gece gelen yeni hücreleri beslemek için) ve rahimdeki doğru kan dolaşımı için hergün yürüyüş. Gluten/şeker hayatımda zaten yoktu ve mucize gibi, şu anda kalın.  Bana inanın, bu mucizevi bedende her şey mümkün. Bu sorunun neden son 30-40 yılda patladığını düşünsek bile, aslında nedenler çok açık. Aylık period sağlığı da bununla çok ilgili. Yaşadığınız pms’ler, regl öncesi yemek aşermeler, ağrılar, depresyonlar…Bakın siz temiz beslenin, o pms nasıl uçup gidiyor. Eliminasyon gruplarımda her ay bir çok kadınla çalışıyorum. Son 3 yılda binlerce kadına yaklaştık ve daha ilk ayda bile tüm pms yok olup gidiyor. Bu bir tesadüf veya mucize değil, bedenin kendi doğal hali. Bedeninize ve zihininize güvenin. Sağlıklı beslenme zevksiz bir şey değil. Önce kendi kendinize. Koyduğunuz duvarları ve engelleri yıkın. Hiçbir yemek veya paketli ürün hayatınızdan daha değerli değil. Bu fikri kabul etmek biraz vakit alabilir belki ama doğru yol bu. Siz yine gerekiyorsa tüp bebek yapın ama bilin ki bu kısmı es geçerseniz, diğerinin gerçekleşmesi çok zor. Mutlaka ama mutlaka tedavinizi bu kısım ile desteklemeniz lazım. O hormon iğnelerini yaparken, elinizde kırmızı paket çikolatalı gofret varsa, inanın ihtimallar çok düşüyor. Bilip de susamadığım bir gün demiştim değil mi? Umarım hayatınızı değiştirmek için sizlere bir fikir verebilmişimdir. Herkesi kocaman kucaklıyor ve sorunlardan uzak, mutlu olacağınız zamanlar geçirmenizi diliyorum.

  • Ben Özelim!

    Çok eski yıllarda Hindistan’da askerlerden kaçan bir hırsız, daldığı karanlık bir sokakta bir dilencinin uyuduğunu görür. Askerlere çaldığı değerli taşla yakalanmamak için taşı uyuyan dilencinin cebine koyar. Amacı daha sonra dilenciyi bulup taşı almaktır ama kaçma kovalama sırasında hırsız ölür ve taş dilencide kalır. Dilenci, artık onu ömür boyu yaşatacak bir servete sahiptir ama cebine hiç bakmadığı için neye sahip olduğunu asla bilmez. Hayatının sonuna kadar dilenci olarak yaşar. İçinize baktığınızda orada neler bulabileceğinizi bilemezsiniz. Hazineler gizli olabilir ve kendinizi tanımak istiyorsanız zihninizi gözlemleyin. Hepimiz, çok ama çok özeliz ve bir taneyiz. Belki bazen bunu unutuyoruz diye hatırlatmak istedim. Kendi değerimizi anladığımızda, kendimize de bedenimize de çok daha iyi bakıyoruz. O yüzden zihninizi gözlemlemek için her gün 5 dakika sadece oturun. Özel bir şey yapmayın. Sadece nefes alın ve verin. Zihninizden geçenleri gözlemleyin. Onlara tutunmayın, sadece gözlemleyip akmalarına izin verin. Bunu her gün yapmanın sizde yaratacağı değişikliklere inanamazsınız. Unutmayınız ki hepimiz özeliz. Haydi bunu hep beraber bir tekrar edelim. ‘’Ben özelim.’’ Dün dinlediğim bir programda bu yaptırıldı ve bu bana o kadar iyi geldi ki. Herkese mutlu bir günler dilerim. :)

  • Eliminasyondayım, Farkındayım Yaz grupları

    Herkese Merhaba :) Artık yaz aylarına geliyoruz. ''Bu yaz grup açmam, herkes tatil modunda olur'' diyordum ama pek çok istek geldi. Siz isterseniz de ben açmaz mıyım :) Bu yaz da iyileşmeler, iyi hissetmeler devam etsin o zaman :) Eliminasyondayım, Farkındayım'ın Haziran'dan sonra Ağustos grubunu da açtığımı duyurmak isterim :) 20/07 EKLEME : AĞUSTOS GRUBU AÇTIĞIM GİBİ DOLDU. İLGİNİZE TEŞEKKÜRLER. 21 EYLÜL BAŞLANGIÇLI YENİ GRUP AÇACAĞIM. BURADAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. Çok heyecanlıyım. O kadar çok kişi bu program ile sağlık buldu ve yemek ile ilişkisi şekillendi ki. Bu programı özgün olarak hazırladım. sadece Türkiye'de değil dünyada bile bir ilk bu. Farkındalıkla beslenme de, sağlıkta ve yemekle ilişki kurmamızda uygulanabilecek en iyi yollardan biridir. Yapılan araştırmalara göre* farkındalıkla beslenen ve bilinçli farkındalığı hayatına adapte eden Tip2 diyabet hastalarında iyi gelişmeler sağlanmıştır. Kan şekeri ve glukoz düzeyleri daha kolay kontrol edilebilir olmuştur. Araştırma linkleri ilgilenenler için aşağıda mevcuttur. Sadece diyabet için, her türlü hastalıkta veya sağlığını korumak isteyen bireylerde MBSR tekniklerinin uygulanması sonrası büyük değişimler gözlenmiştir. Şimdi bu iki önemli sağlık yolunu tek bir programda birleştirdim. Programımız Eliminasyondayım, Farkındayım. MBSR (Mindfulness Based Stress Reduction) tekniklerini eliminasyon ile birleştirerek hem bedensel sağlığın kapılarını açacağız hem de farkındalıkla beslenmeye geçeceğiz. Diyeti yapıp bedeninizi temizlerken aynı anda da farkındalıkla yemeye ve yaşamaya adım atmış olacaksınız. Kimler katılabilir? Eliminasyon diyeti herkese uygundur. Hamile ve emzirenler doktoruna danışarak katılabilir.Özellikle otoimmün ve kronik rahatsızlıkları olanlar için iyileşmenin en büyük ilk adımıdır.Bir kez öğrendikten sonra ilerleyen zamanlarda, ihtiyaç duydukça kendiniz uygulayabilirsiniz. Bunun için tüm bilgiler size verilecektir. Bu program sonrası neler olur? Gaz ve şişkinlik sorunlarından kurtulursunuz Cildiniz parlar Yemekle ilişkiniz şekillenir Açlık ve tokluk sinyallerini daha kolay takip edebilirsiniz Enerjiniz yükselir Kilo vermek isteyen kilo verebilir Vücudu temizleyip, kendi bedeninize uygun bir beslenme inşa edilir Kronik ağrılarda ciddi azalmalar olur Baş ağrısı, migren, mide yanmaları azalır hatta yok olur. Mod değişiklileri düzene girer İnflamasyon azalır Daha farkında bir yaşama adım atmış olursunuz Stresinizi daha rahat kontrol edebilirsiniz Duygusal yeme sorunlarına çok daha farklı bir açıdan bakmaya başlarsınız. Yeme bağımlılığınız kontrol eder, daha özgür bir hayata koşmaya başlarsınız. Programın içeriği ve ücreti Program 1 hafta hazırlık, 3 hafta diyet ve 1 hafta geri tanıtım süreci olarak toplamda 5 haftadan oluşmaktadır. Ücret : 5 haftalık program, tüm dökümanlar, ses kayıtları, günlük iletişim KDV dahil 800 TL’dir. Yeni grup başlangıç tarihi 10.Ağustos.2020'dir. Program boyunca her gün Whatsapp’tan iletişim olacaktır. Grup üzerinden programı ben yönetiyorum. Eliminasyon diyeti ve Farkındalık hakkında hazırlanan dökümanlar, ses kayıtları, tarif ve mutfak bilgileri program dahilinde paylaşılacaktır. Farkındalık ve meditasyon ses kayıtları gönderilecektir. Zoom Meeting (cep telefonunuza indirebileceğiniz, birbirimizi görebileceğimiz, ücretsiz bir program, detayları ayrı mail olarak gönderilecek) üstünden her Pazartesi saat 20:00’de 4 canlı yayın yapılacaktır. Yayınlar 24 saat izlenebilir olacak. Programım online olduğu için dünyanın her yerinden katılabilirsiniz. ** Katılımcılar ön görüşme ile alınacaktır. Başvuru için sema@semaozpekmezci.com adresine kendinizi kısaca anlatan bir yazı, kimliğinizi ispatlayabilecek bir belgenin fotoğrafı (ehliyet, adınıza bir fatura, Istanbul kart, okul kartı, işyeri kartı gibi) ve kullandığınız sosyal medya hesabının ekran görüntüsünü atmanızı rica edeceğim. Ödemelerinizi benim onayımdan sonra aşağıdaki linkten yapabilirsiniz. EFT yolu ile yapmak isterseniz yine mailde bunu belirtebilirsiniz. 3.Ağustos.2020'dan sonra iptal veya iade kabul edilmeyecektir. https://www.semaozpekmezci.com/danismanlik *https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27280721 *https://www.ingentaconnect.com/contentone/png/ajhb/2016/00000040/00000002/art00011;jsessionid=2cgawapidi3dv.x-ic-live-03 #EliminasyondayımFarkındayım

Arama Sonuçları

bottom of page