• Sema Özpekmezci

Ne yiyeceğimi bilmiyorum!


Hem sizlerden hem kendi danışanlarımdan bu ara bana üst üste hep aynı tarz soru geliyor. Bu soru benim yazımın konusunu oluşturdu.

Sosyal medyada bazı hesaplar var. Kendilerince belirledikleri bir beslenme sistemleri var ve bunun dışında kalan herşeyin devamlı zararlarından bahsediyorlar. Bunları okumak da herkesin kafasını karıştıyor. Kimisi kurubaklagil zararlı diyor, kimisi domates, kimisi pirinç, yok gluten yok şeker derken, herkesin kafası allah bullak oluyor. Bana en çok sorulan soru şekli bu. ‘’Ne yiyeceğimi bulamıyorum, herşeye zararlı deniyor’’

Beslenme çok kişisel bir konudur. Nasıl hepimizin parmak izi farklı ise beslenmelerimiz de farklıdır. Bana iyi gelen birşey sizin için zehir, size iyi gelen birşey benim için zehir olabilir. Beslenme devamlı bir kalıba sokulmamalıdır. Bu bilgi kirliliği içinde sağlıklı beslenmeye nereden başlayacağını bilmeyen biri ipleri toptan salabiliyor. ‘’Zaten herşey zararlı’’ deyip damağa hitap eden ama gerçekten zararlı olan herşeyi yemeye devam ediyor çünkü bilgi içinde boğuluyoruz.

Şayet biz devamlı herşeyin zarar yanını ararsak, yeryüzündeki her besin için zararlı bir yön bulabiliriz. Önemli olan denge ve çeşitliliktir. Dünyanın en faydalı besini bile devamlı ve her gün yenirse vücut tepki verir. Sağlıklı beslemenin en önemli yolu çeşitlilikten geçer.

Ben sosyal medyadaki şu havadan hiç hazzetmiyorum. Neredeyse ‘’Bunları yemeyin, ölürsünüz’’e getirenler var. Hayat maalesef böyle değil. Bu verilen ideallerin gerçekleşmesi için sanıyorum bir dağda yaşamamız lazım, ki onda bile mümkün olmaz. O yüzden elimizdeki imkanlarla, sağlayabileceğimiz en iyi beslenmeyi uygulamaya çalışmamız lazım. Bu da genel anlamda şudur.

  • Bulabildiğiniz en iyi tarımla üretilmiş taze mevsim sebze ve meyvelerini tüketin. Günlük rutininizde bol bol sebze bulunsun.

  • Şayet bir doktor onayı ile tespit edilmiş laktoz alerjiniz yoksa günde bir bardak ev yapımı kefirinizi, yoğurdunuzu, bir parça iyi bir peynirinizi ihmal etmeyiniz.

  • İyi yağlar,porsiyon kontrolü ile mutlaka hayatınızda olsun. Badem, ceviz, fındık, avokado gibi. Kuruyemişleri bir gece suda bekleterek fitik asitini azaltabilirseniz ne ala ama azaltamazsanız günde bir kilo badem yemediğimiz sürece bundan bize birşey olmaz. Sokakta koştururken çok acıktınız ve acil birşeyler yemeniz gerekti diyelim. Marketteki içinde ne olduğunu bilmediğimiz unlar, yağlar, koruyucu maddeler olan ‘’diyet’’ bisküvi yiyeceğinize, varsın fitik asiti çıkmamış olsun, bir avuç badem yemeniz binlerce kat daha faydalıdır. Bazen bu okuduklarımız bizi öyle bir etkiliyor ki ’’eyvah dışardan aldığım bademi yiyemem, onu suda bekletmedim ve fitik asiti bağırsaklarımı mahvedecek’’ diyeni duydum ben. Yapmayın, etmeyin demek istiyorum sadece...

  • Etlerinizin mutlaka organik ve iyi hayvancılık ilkeleri ile yetiştiğinden emin olun. Bu nokta yüksek sesle pek paylaşılmıyor ama asıl tehlike, konvensiyonel hayvancılıkla üretilen hayvanların etinde. Burası biraz etik konular içerdiği için detayına pek girmeyeceğim ama kafeslerde, insan yapımı mamalar ile ve o stresle yetişen hayvanların etinin bize ne kadar zarar verdiğini anlatmaya kelimeler yetmez.

  • Işınlanmamış, doğal baharatlar tüketin

  • Organik, ilaçsız kurubaklagil ve tam tahıl tüketmemiz bizler için çok faydalıdır. Bir gece suda bekletmek yine fitik asitinin atılmasına yardımcı olur. O suya bir kaşık yoğurt veya kefir eklerseniz de daha fazla fitik asiti atmış olursunuz. Yok ekleyemediyseniz dünyanın sonu değil. Doğa Ana’nın bu harika besinlerinden mahrum kalmanız için bir sebep değil.

  • Glutenden ve şekerden mümkün olduğunca uzak durmamız hepimizin faydasına olacaktır.

Böyle bir beslenmede börekleri, çörekleri, poğaçaları, kurabiyeleri vs hayatımızdan çıkartmış oluyoruz ama alışkanlıklarımız ve sosyal hayatlarımız var. Canımızın istemesini elimizdeki en sağlıklı seçenekler ile gideremezsek, çok kısa bir zamanda içinde kendimizi 2 porsiyon su böreği yerken bulabiliriz. Durum buraya varmadan, sizin nohut unu ile yaptığınız bir poğaça ile pastane poğaçasını aşermeniz geçiyorsa ne kadar güzel. Nohuttaki lektin sizi hastanelik yapmayacaktır. Hatta da muhtemelen günde 1 kilo yemezseniz yapmaz. Devamlı kendinizi bu fazladan bilgiler ile vicdan azabından mahvetmeden ana noktaya odaklanmak en güzeli olur diyorum. Ana nokta da şekersiz, paket gıdasız, koruyucu maddesiz besinlerle yani doğanın bize verdikleri ile beslenmek.

Yeri gelmişken de buraya bir mayasız ekmek tarifi kondurmak istedim. Bu ekmek glutenlidir. Tam tahıl unla yapılıyor ama mayasız. Evet ekmek de keşke hiç tüketmesek ama tüketeceksek de bari atalık buğdaylar olan siyezle, karakılçıkla, kavılca ile yapılmış, evde kendi yaptıklarımızı kullanalım. Ben bir ekmek yapıyorum ve sanıyorum bir ay gidiyor. Insanın bazen canı üstüne birşey sürmek istiyor, bazen birşeye bandırmak istiyor. O zaman işte kendi yaptıklarıma sığınıyorum..Umarım sizin de hoşunuza gider. En azından mayanın şişkinliği yok...

Malzemeler :

750 gr tam tahıl un (ben siyez, karakılçık veya kavılca kullanıyorum)

450 gr su

½ su bardağı yoğurt

½ su bardağı zeytinyağı

1 tatlı kaşığı tuz

1 tatlı kaşığı karbonat veya kabartma tozu

Hepsini karıştırıyoruz. Bir fırın kabına aktarıyoruz. 180 derece turbo fırında 30 dakika üstü açık 30 dakika üstü kapalı pişiriyoruz. Burası püf noktası sanırım. Ekmek pufidik pufidik oluyor.

NOT : Tarifin orjinali Taha Dinç’e aittir. Ben seneler önce kendisinden almıştım, dönem dönem hala yapıyorum.

Görsel temsilidir. Ilk yaptığımda güzel fotoğraflayıp buraya kendi fotoğrafını koyacağım.

Herkese sağlıklı, mutlu ve şekersiz günler dilerim.

www.semasumeli.com

#soruişareti #hthayatyazılarım #yazılarım

2,845 görüntüleme